Yapay Zeka Eser Sahipliği: Prompt Yazmak Yeterli mi?
Sanatçı Bager Akbay, 2013 yılında “Ben Sanatçıyım” adını taşıyan bir iş üretti. Sistem rastgele veriden görüntüler oluşturuyor, dört saniye sonra her birini siliyordu. Önünde ise üzerinde “I am an artist” yazan kırmızı bir düğme duruyordu. Düğmeye basan izleyici o anki görüntüyü kurtarıyordu. Dolayısıyla soru ortadaydı: düğmeye basan kişi, kurtardığı görüntünün eser sahibi olur mu?
Yapay zeka eser sahipliği o tarihte kavramsal bir sanat sorusuydu. Bugün ise bir reklam ajansının müşterisine verdiği taahhüdü, bir yayınevinin kapak tasarımı sözleşmesini, bir oyun stüdyosunun varlık envanterini ilgilendiriyor. Çünkü üretken yapay zeka araçlarının ortaya çıkardığı görselleri, metinleri ve müzikleri ticari olarak kullanmak artık standart bir pratik. Buna karşılık o çıktının kime ait olduğu sorusunun cevabı sanıldığından çok daha kırılgan.
Bu yazının konusu, tartışmanın en çok yanlış anladığımız noktası: kullanıcının katkısı hangi eşikte “düğmeye basmak” olmaktan çıkıp hukuken korunan bir yaratım hâline geliyor?
Yapay Zeka Eser Sahipliği Sorusunu Neden Yanlış Kuruyoruz
Tartışmayı çoğu zaman “yapay zeka eser sahibi olabilir mi” biçiminde kuruyoruz. Oysa bu soru esasen kapandı. Çünkü FSEK m. 8/1 açık: “Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir.” Türk hukuku eser sahipliğini yaratma gerçeği ilkesine dayandırıyor ve bu sıfatı yalnızca gerçek kişiye tanıyor. Ayrıca ABD, Almanya ve Birleşik Krallık mahkemeleri de aynı yerde duruyor.
Asıl soru bundan sonra başlıyor. Yapay zeka eser sahibi olamıyorsa, onu kullanan insan olabilir mi? Ve olacaksa, hangi katkı düzeyinde?
Cevabın anahtarını FSEK m. 1/B(a) veriyor: eser, “sahibinin hususiyetini taşıyan” fikir ve sanat mahsulüdür. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi hususiyeti, sıradan olmama ve belli bir düzeyde yaratıcılık ölçütleriyle okuyor. Yani mahkeme mutlak yenilik aramıyor; ancak eserle onu meydana getiren kişi arasında izlenebilir bir bağ arıyor.
Dolayısıyla yapay zeka eser sahipliği tartışması tek bir soruya iniyor: kullanıcının istemi ile nihai çıktı arasında, hususiyeti taşıyacak bir nedensellik bağı var mı?
Düğmeye Basmanın Hukuki Değeri: Nova Kararı
Bu sorunun en eski ve en net cevaplarından biri, üretken yapay zekadan on beş yıl öncesine ait.
Nova Productions Ltd v Mazooma Games Ltd davasında ([2007] EWCA Civ 219) İngiliz Temyiz Mahkemesi, bir bilardo bilgisayar oyununda ekranda beliren görüntülerin eser sahibini tartıştı. Oyuncunun tuş girdileri, ekrandaki kompozisyonu doğrudan belirliyordu. Buna rağmen mahkeme, oyuncunun katkısının niteliği itibarıyla sanatsal olmadığına, oyuncunun sanatsal türde bir beceri ve emek ortaya koymadığına hükmetti.
Kararın önemi şurada: Birleşik Krallık hukuku bu konuda dünyanın en cömert rejimlerinden birine sahip. Örneğin CDPA m. 9(3), insan yazarı olmayan bilgisayar üretimi eserlerde hak sahipliğini “eserin yaratılması için gerekli düzenlemeleri yapan kişi”ye tanıyor. Yani sistem, hususiyet bağı olmadığı hâlde birine hak vermeye hazır. Nitekim Nova kararında mahkeme bu kişiyi oyuncu değil, programcı saydı.
Türk hukukunda ise böyle bir kurtarma valfi yok. FSEK “computer-generated works” karşılığı bir hüküm içermiyor. Bu da yapay zeka eser sahipliği sorununu Türkiye’de çok daha keskin hâle getiriyor: hususiyet bağını kuramazsanız ürün korumasız kalıyor.
“Ama Prompt Yazmak Düğmeye Basmak Değil”
Bu, tartışmanın en güçlü karşı argümanı. Üstelik ciddiye almamız gereken bir argüman.
Nitekim Akbay’ın kendisi de bu ayrımı yapıyor: sistemi tanımak, parametrelerini, önyargılarını ve sınırlarını bilmek, buna göre istem kurmak, bir tuşa basmakla aynı şey değil. Çünkü kullanıcı modelin nasıl eşleştirme yaptığını bildiğinde, kafasındaki sonuca çok daha yakın çıktılar elde ediyor. Kısacası istem mühendisliği gerçek bir zanaat.
Ayrıca bu görüşün hukuki bir geçmişi var. ABD’de 1978 tarihli CONTU raporu, bilgisayarı edilgen bir araç sayarak eser sahipliğini kullanıcıya bağlamıştı. O tarihte bu makul bir kurguydu; çünkü makine, kullanıcının belirlediği ifadeyi mekanik olarak icra ediyordu.
Sorun şu ki üretken modellerde bu kurgu artık gerçeği tarif etmiyor. Aslında yapay zeka eser sahipliği tartışmasındaki asıl engel, kullanıcının emeğinde değil kontrolünde.
Kontrol ve Öngörülebilirlik Problemi
ABD Telif Hakları Ofisi, Midjourney ile ortaya çıkan iki iş hakkında verdiği kararlarda bu noktayı somutlaştırdı.
“Zarya of the Dawn” kararında (Şubat 2023) Ofis, yaratıcı istemlerin nihai görüntü için yalnızca bir rehber işlevi gördüğünü, kullanıcının yüzlerce ara görüntü üzerinden ilerleyen sürecin sonucunu öngöremediğini ve bu nedenle girdi ile sonuç arasında hak sahipliğini taşıyacak bir ilişki bulunmadığını belirtti. Sonuç olarak Ofis, çizgi romanın metnini ve görsellerin seçimi ile düzenlenmesini tescil etti; görsellerin kendisini ise kapsam dışında bıraktı.
“Théâtre D’opéra Spatial” kararında (Eylül 2023) ise Ofis daha keskin bir formülasyona ulaştı: istemler yaratıcı olsa dahi, yapay zeka sistemleri bunları belirli bir ifadeyi ortaya çıkaracak kesinlikte talimat olarak yorumlamıyor.
Bu yaklaşım, 29 Ocak 2025 tarihli Copyright and Artificial Intelligence, Part 2: Copyrightability raporunda kurumsal bir doktrine dönüştü. Raporun iki tespiti yapay zeka eser sahipliği tartışmasını yeniden çerçeveliyor.
Birincisi, mevcut teknolojinin işleyişi itibarıyla istemler tek başına yeterli kontrol sağlamıyor. Rapor bunu somut bir deneyle gösteriyor. Örneğin cübbeli bir kedi görseli talep eden bir istem, çıktıda kedinin cinsini, rengini, duruşunu, yüz ifadesini ve cübbenin altındaki kıyafeti içeriyor. Oysa bunların hiçbiri istemde yer almıyor. Hatta çıktıda, kimse istemediği hâlde bir insan eli beliriyor. Kısacası istem bir talimat değil, bir öneri işlevi görüyor.
İkincisi ve daha çarpıcı olanı, Ofis yinelemeli istem argümanını da reddediyor. Yüzlerce deneme yapmak, sonucu beğenmeyip yeniden istem kurmak, süreci saatlerce sürdürmek sonucu değiştirmiyor. Nitekim rapor bunu, telif hukukunun uzun süre önce terk ettiği “alın teri” yaklaşımına benzetiyor. Yani harcadığınız emek koruma doğurmuyor; hukukun koruduğu şey ifade.
Benzer bir mantığı Pekin İnternet Mahkemesi’nin 2018 tarihli Feilin v. Baidu kararında da görüyoruz. Mahkeme, insan müdahalesinin kod ve girdi aşamasında kaldığı, raporu yazılımın otomatik olarak oluşturduğu durumda insanın ürüne hususiyet katamayacağını belirtti.
Yapay Zeka Eser Sahipliğinde Eşik Nerede Başlıyor
Ölçüt “ne kadar uğraştınız” değil. Ölçüt şu: nihai çıktıda gördüğümüz ifade, bir insan kararına kadar geri gidiyor mu?
Bu soruya üç farklı yoldan olumlu cevap verebilirsiniz.
Birincisi, çıktıda doğrudan gördüğümüz insan ifadesi. Metni siz yazdıysanız ve model yalnızca biçimlendirdiyse, kompozisyonu siz kurduysanız ve model onu işlediyse, hukukun koruduğu ifade sizindir. Nitekim ABD Telif Ofisi raporu bu noktayı açıkça teyit ediyor: yapay zekanın insan ifadesini güçlendiren yardımcı kullanımları, ortaya çıkan eserin korunabilirliğini ortadan kaldırmıyor. Yani belirleyici olan, aracın insan yaratıcılığının yerine mi geçtiği yoksa ona mı hizmet ettiği.
İkincisi, seçme ve düzenleme. Hukuk tek tek çıktıları korumasa bile, onları yaratıcı biçimde seçmeniz, sıralamanız ve bir bütün içinde konumlandırmanız koruma doğurabilir. Türk hukukunda bunun karşılığı derleme eser kurumudur. Örneğin “Zarya of the Dawn” tam olarak buradan tescil aldı. Ancak bu koruma, tek tek görsellere değil kurduğunuz bütüne uzanır. Yani üçüncü bir kişi sizin kullandığınız görsellerden birini alabilir; ama kitabınızın kurgusunu kopyalayamaz.
Üçüncüsü, çıktı üzerinde sonradan yaptığınız yaratıcı müdahale. Ham çıktıyı alıp üzerinde hususiyet taşıyacak düzeyde çalıştıysanız, koruma bu müdahaleyi kapsar. Yine de altındaki ham çıktı korumasız kalmaya devam eder.
Bu üç yolun hiçbirine girmeyen iki senaryo var; üstelik bugün en yaygın olanlar da bunlar: tek istemle aldığınız ham çıktı ve yüz istemli iterasyonun ardından aldığınız ham çıktı. Yapay zeka eser sahipliği bakımından ikisi de aynı yerde duruyor. Aradaki fark emek miktarı, hukuki sonuç ise aynı.
İstemin Kendisi Eser Olabilir mi?
Okurlar bu soruyu sık sık asıl soruyla karıştırıyor. Oysa ikisi bambaşka sorular.
Yeterince gelişmiş, kendi içinde kurgu taşıyan bir istem metni, FSEK m. 2 anlamında ilim ve edebiyat eseri koruması alabilir. Pratikte birkaç cümlelik istemler hususiyet eşiğini güçlükle aşar; ancak binlerce kelimelik sistem talimatları için tartışma anlamlıdır.
Buradaki tuzak şu: istemin koruma alması, çıktının da koruma aldığı anlamına gelmez. Örneğin bir tarifin telif koruması, o tarifle yemek pişiren kişinin tabağı üzerinde size hak vermez. İstem üzerindeki koruma yalnızca istemi izinsiz çoğaltan kişiye karşı işler. Çünkü çıktı hukuken bağımsız bir varlıktır.
Türk Hukukunun Önündeki Gerçek Seçenek
Türk hukuku yapay zeka eser sahipliği konusunda özel bir düzenleme içermiyor; yerleşik bir içtihat da yok. 11 Mart 2026’da TBMM’ye ulaşan ve FSEK’te değişiklik öngören kanun teklifi (Esas No: 2/3634) tartışmayı büyük ölçüde lisanslama ekseninde kuruyor: eğitim verisi için lisans yükümlülüğü ve çıktının ticari kullanımı için ikinci bir lisans. Teklifin bu ikinci ayağı doktrinde ciddi eleştiri aldı. Ancak konumuz bakımından asıl önemli olan şu: teklif, çıktı üzerindeki eser sahipliği sorusuna doğrudan cevap vermiyor. Dolayısıyla boşluk yerinde duruyor.
Oysa Türk hukuku bu boşluğu doldurmaya elverişli bir ayrımı zaten tanıyor: eser sahibi olmakla, eser sahipliğine bağlı hakları kullanma yetkisine sahip olmak farklı şeylerdir.
Örneğin FSEK m. 12 uyarınca, sahibinin adı belirtilmeyen eserlerde eseri yayımlayan veya umuma arz eden kişi, eser sahibine ait hak ve yetkileri kendi namına kullanır. Aynı şekilde FSEK m. 18/2 uyarınca işveren, çalışanının işini görürken meydana getirdiği eserler üzerindeki hakları kullanır. Her iki hükümde de kanun ilgili kişiye eser sahibi sıfatını vermiyor; yalnızca kullanma yetkisi tanıyor.
Aynı mantığı yapay zeka çıktıları için de kurabiliriz. Kanun koyucu eser sahipliği statüsünü boş bırakır; mali hakları kullanma yetkisini, süreç üzerinde tasarruf yetkisi bulunan kişiye tanır. Bu kişi koşullara göre yazılımcı, kullanıcı ya da yatırımcı olabilir. Ayrıca sınırlı bir koruma süresi ve yalnızca birebir kopyalamaya karşı işleyen bir kapsam, sistemi insan eserlerinin korumasından ayrı tutar.
Ancak bunun kanun koyucunun işi olduğunu vurgulamak gerekir. Mevcut hükümleri yorumlayarak bu sonuca varamayız; çünkü FSEK mali hakları sınırlı sayı ilkesine bağlıyor.
Bugün Ne Yapmalı
Düzenleme gelene kadar, yapay zeka eser sahipliği belirsizliğiyle çalışmak zorunda olanlar için beş pratik sonuç var.
İlk olarak süreci belgeleyin. İstem kayıtları, ara çıktılar, çıktı üzerinde yaptığınız müdahaleler ve bunların zaman damgaları, ileride kuracağınız her hususiyet iddiasının tek dayanağı olacak. Çünkü ispat yükü sizde.
İkinci olarak sözleşmede gerçekçi taahhüt verin. Müşterinize devredemeyeceğiniz bir telif hakkını devrettiğinizi yazmayın. Bunun yerine kullanım yetkisi, münhasır olmama ve üçüncü kişi iddialarına ilişkin sorumluluk sınırı üzerinden daha savunulabilir bir çerçeve kurun.
Üçüncü olarak sağlayıcı sözleşmesinin ne verdiğini bilin. Model sağlayıcısının kullanım koşullarında çıktı üzerindeki hakları size bıraktığını yazması size telif hakkı vermez; yalnızca sağlayıcının kendi iddiasından feragatini verir. Çünkü sağlayıcı sahip olmadığı bir hakkı devredemez.
Dördüncü olarak tamamlayıcı koruma yollarını değerlendirin. Ham çıktı telif korumasından yararlanmasa da, ayırt edici bir işaret hâline geldiyse 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında marka olarak tescil ettirebilirsiniz. Ayrıca piyasada haksız yararlanma varsa haksız rekabet hükümleri devrededir.
Son olarak kayıt-tescilin ne olduğunu doğru anlayın. Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdindeki isteğe bağlı kayıt-tescil eser sahipliği kurmaz; yalnızca ispat kolaylığı sağlar. Yani hususiyet taşımayan bir ürün, tescil aldı diye eser hâline gelmez.
Kırmızı Düğmeye Dönüş
Akbay’ın işine bugünden baktığımızda, hukukun cevabı sanıldığı kadar kategorik değil.
Hukuk “makine yaptı, o yüzden hayır” demiyor. “Ortaya çıkan ifade sana kadar geri gitmiyor, o yüzden henüz hayır” diyor. Üstelik bu çok daha işlevsel bir ölçüt; çünkü değişebilir bir ölçüt.
Araçlar kullanıcıya ifade üzerinde gerçek kontrol veren yönde geliştikçe, yapay zeka eser sahipliği sorusunun cevabı somut olay bazında yer değiştirecek. Ancak bugün için tablo net: prompt yazmak tek başına sizi eser sahibi yapmıyor. Yine de yaptığınız şey prompt yazmaktan ibaret değilse, tartışmayı lehinize kurabilirsiniz.
Kısacası fark, düğmeye kaç kez bastığınızda değil. Ortaya çıkan şeyin ne kadarının hâlâ sizin olduğunda.
Başlıca kaynaklar
- 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, m. 1/B, 2, 6, 8, 12, 18
- Yargıtay 11. HD, 13.03.2007, E. 2006/934, K. 2007/4555
- Yargıtay 11. HD, 09.05.2017, E. 2015/12923, K. 2017/2724
- Nova Productions Ltd v Mazooma Games Ltd [2007] EWCA Civ 219
- Copyright, Designs and Patents Act 1988 (UK), m. 9(3) ve m. 178
- U.S. Copyright Office, Zarya of the Dawn (Reg. VAu001480196), 21.02.2023
- U.S. Copyright Office, Théâtre D’opéra Spatial, Second Request for Reconsideration, 05.09.2023
- U.S. Copyright Office, Copyright and Artificial Intelligence, Part 2: Copyrightability, 29.01.2025
- Beijing Internet Court, Feilin v. Baidu, (2018) Jing 0491 Min Chu No 239
- National Commission on New Technological Uses of Copyrighted Works (CONTU), Final Report, 1978
- TBMM, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Esas No: 2/3634
- Bager Akbay, “Ben Sanatçıyım / I am an Artist”, 2013

