Yapay Zeka Telif İhlali: Neden Herkes Yanlış Yere Bakıyor?

Bir illüstratör, ulusal bir markanın kampanya görselini görüyor. Renk paleti tanıdık, çizgi kalitesi tanıdık, kompozisyon mantığı tanıdık. Görselde kendi işini görüyor. Ajansa yazıyor. Ajans müşteriye yazıyor. Müşteri hukuk müşavirine soruyor.

Üç taraf, üç ayrı soru soruyor. İllüstratör “üslubumu çaldılar” diyor. Ajans “biz sadece bir aracı kullandık” diyor. Müşteri ise “faturayı kim ödeyecek” diye soruyor.

Üçünün de haklı bir sezgisi var. Ancak üçü de ihlali yanlış yerde arıyor.

Bu yazıda iki soruyu birlikte ele alıyorum. Birincisi, üslup taklidi hukuken ne ifade ediyor? İkincisi, gerçekten bir ihlal varsa sorumluluk zinciri nasıl kuruluyor? Bu iki soru ilk bakışta ayrı görünüyor. Oysa aynı yanılgının iki yüzü.

“Üslubumu Çaldı” İddiası Hukuken Nerede Duruyor

Sanatçıların yapay zekaya en sert itirazı üslup üzerinden geliyor. Duygusal olarak da en anlaşılır itiraz bu. Bir sanatçı yıllarını kendine özgü bir görsel dil kurmaya harcıyor; bir model o dili haftalar içinde taklit edebiliyor.

Ancak Türk doktrinindeki yerleşik görüş net: hususiyet üslup değildir. Bir eser sahibinin üslubunu başka bir eser sahibi kullanabilir ve burada telif iddiasında bulunamaz (Beşiroğlu, Fikir Hukuku Dersleri, 2006). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de hususiyeti eserin somut ifadesi üzerinden okuyor; sıradan olmama ve belli bir düzeyde yaratıcılık arıyor, ancak bunu tekil bir yapıtta arıyor.

Bunun sebebi keyfî değil. Telif hukuku ifadeyi korur, fikri korumaz. Üslup ise ifade değil, ifadeyi üretme biçimidir. Empresyonizmi kimse tekelleştiremez. Kübizmi de öyle. Bir ressamın kendine özgü fırça darbesini korumaya alsaydık, sonraki kuşağın o dili geliştirmesini yasaklamış olurduk.

Dolayısıyla illüstratörümüzün en güçlü sezgisi, en zayıf hukuki dayanağa oturuyor.

Buna ikinci bir tespit eklemek gerekiyor. FSEK m. 15 eser sahibine adının belirtilmesi hakkını tanıyor. Eğitim verisi olarak kullanılan eserler bakımından bu hakkı ihlal iddiasına dayanak yapmak da güç. Çünkü model, veriden öğreniyor; veriyi nihai üründe taşımıyor. Eğitim verisi çıktıda yer almadığından, çıktıda kimin adının belirtilmesi gerektiği sorusu doğal bir cevap üretmiyor.

Peki bu, sanatçının hiçbir dayanağı olmadığı anlamına mı geliyor? Hayır. Sadece dayanağın başka yerde durduğu anlamına geliyor.

İhlal İki Ayrı Adreste Aranır

Yapay zeka telif ihlali tartışmasında herkesin gözü çıktıda. Oysa hukuki risk boru hattının iki ucunda toplanıyor.

Birinci adres yukarı akışta: modelin eğitilmesinden önceki hazırlık aşaması. İkinci adres aşağı akışta: çıktının belirli bir eserle karşılaştırılması. Ortadaki bölge, yani modelin “öğrenmesi”, hukuken en az verimli tartışma alanı.

Şimdi iki adrese sırayla bakalım.

Birinci Adres: Eğitim Öncesi Ön İşleme

Bir eser eğitim verisine dönüşürken teknik bir dizi işlemden geçiyor. Model onu dijitalleştiriyor, boyutunu küçültüyor, renk dengelerini değiştiriyor, PDF ve HTML dosyalarındaki görselleri ayıklıyor, metni cümlelere ve eklere ayırıyor.

Bu işlemler mühendislik açısından rutin. Hukuk açısından ise hiç de rutin değil.

FSEK m. 16, eserde kısaltma, ekleme veya başka değiştirmeler yapılmasını eser sahibinin iznine bağlıyor. Maddenin üçüncü fıkrası daha da sıkı: eser sahibi kayıtsız şartsız izin vermiş olsa bile, şeref ve itibarını zedeleyen ya da eserin mahiyet ve hususiyetini bozan değiştirmeleri menedebiliyor. Üstelik bu yetkiden vazgeçmeye dair sözleşmeleri hükümsüz sayıyor.

Buna FSEK m. 21 ve m. 22 ekleniyor. İşleme hakkı ve çoğaltma hakkı münhasıran eser sahibine ait. Eğitim verisinin sayısallaştırılması, farklı biçimlere dönüştürülmesi ve depolanması, her somut olayda bu iki hak bakımından ayrı ayrı değerlendirilmeyi gerektiriyor.

Fark şurada: üslup iddiası soyut bir benzerlik üzerine kurulu ve ispatı neredeyse imkânsız. Ön işleme iddiası ise somut fiiller üzerine kurulu. Belirli bir eserin belirli bir veri setine girdiğini gösterebilirseniz, tartışma bambaşka bir zemine taşınıyor.

Lensa uygulaması etrafında 2022 sonunda kopan tartışma tam olarak bu zeminde yürüdü. Sanatçılar üslup taklidinden şikâyet ederek başladılar; tartışma ise LAION-5B veri setine hangi eserlerin hangi izinle girdiği sorusunda düğümlendi.

Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası’nın 53. maddesi de bu adresi işaret ediyor. Genel amaçlı model sağlayıcılarına telif politikası oluşturma ve eğitim verisi hakkında yeterince ayrıntılı bir özet yayımlama yükümlülüğü getiriyor. Düzenleme çıktıyı değil, girdiyi şeffaflaştırmayı hedefliyor.

Türk hukukunda ise metin ve veri madenciliğine ilişkin özel bir istisna bulunmuyor. Bu, eser sahipleri açısından teorik olarak avantajlı bir tablo çiziyor. Pratikte ise ispat sorunu her şeyin önüne geçiyor.

İkinci Adres: Çıktı ve Önemli Ölçüde Benzerlik

Şimdi tartışmayı çıktıya taşıyalım. Bu noktada ölçüt netleşiyor.

Andersen v. Stability AI davasında (No. 23-cv-00201-WHO) mahkeme önemli bir ayrım yaptı. Bir esere erişim ihtimalinin varlığı, kopyalama fiilinin gerçekleştiğini ispatlamaya tek başına yetmiyor. Davacının, çıktı ile orijinal eser arasında önemli ölçüde benzerlik bulunduğunu göstermesi gerekiyor.

Bu ölçüt illüstratörümüzün iddiasını doğrudan etkiliyor. “Bu görsel benim işlerime benziyor” demek yetmiyor. “Bu görsel şu tarihli şu eserimle şu unsurlar bakımından önemli ölçüde benzer” demek gerekiyor. Üslup benzerliği ile eser benzerliği arasındaki mesafe tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Buna karşılık aynı kararda mahkeme, davacıların iddialarını sürdürmelerine izin verdi. Stability AI’ın telifli eserlerin dijital kopyalarını temin ettiği, bunları Stable Diffusion’ı eğitmek için kullandığı ve bu eserlerden türetilen görselleri sıkıştırılmış formatta sistemde depoladığı yönündeki iddiaları, doğrudan ihlal iddiası ileri sürmek için yeterli buldu.

Dikkat edin: mahkemenin ciddiye aldığı iddia, çıktının benzerliği değil, girdinin temini ve depolanmasıydı. Yani birinci adres.

Doğrudan ve Dolaylı İhlal Ayrımı

Aynı karar sorumluluk zinciri bakımından da yol gösteriyor.

Mahkeme doğrudan ihlal ile dolaylı ihlali birbirinden ayırdı. İlki davalıların kendi fiillerine ilişkin. İkincisi ise bu fiillerin üçüncü kişiler aracılığıyla sonuç doğurmasına.

Perfect 10, Inc. v. Yandex N.V. kararına atıfla mahkeme şu içtihadı hatırlattı: dolaylı ihlal iddiası ancak altında yatan bir doğrudan ihlal fiilinin varlığıyla ileri sürülebilir. Doğrudan ihlalde bulunmayan taraflara yönelik dolaylı ihlal iddiaları sürdürülemez.

Bu kural, ajansımızın pozisyonunu doğrudan ilgilendiriyor. Ajans modeli eğitmedi, veri setini kurmadı, hiçbir eseri kopyalamadı. Ajansın yaptığı tek şey bir istem yazıp çıktıyı teslim etmek oldu. Buna karşılık ajansın rahatlaması için erken.

Zinciri Kim Taşıyor

Türk hukuku bakımından tabloyu netleştirelim.

Bir çıktı belirli bir eserle önemli ölçüde benzerlik taşıyorsa ve siz o çıktıyı ticari olarak kullandıysanız, eser sahibi size karşı FSEK m. 66 ve devamındaki davaları açabilir. Tecavüzün ref’i, tecavüzün meni ve tazminat talepleri gündeme gelir.

Burada özellikle FSEK m. 68’e dikkat etmek gerekiyor. Hüküm, izinsiz olarak işleyen, çoğaltan, yayan veya umuma ileten kişilerden, hak sahibinin sözleşme yapılmış olsaydı isteyebileceği bedelin ya da tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç katını talep edebilmesine imkân tanıyor. Yani kusur aramadan işleyen, caydırıcı bir ekonomik yaptırım söz konusu.

Kritik nokta şu: bu talep, çıktıyı kullanan kişiye yöneliyor. Modeli eğiten şirkete değil. İllüstratör, Kaliforniya’daki bir model sağlayıcısını Türkiye’de dava etmek yerine, kampanyayı yayınlayan markayı dava etmeyi tercih edecektir. Çünkü daha kolay, daha hızlı ve daha sonuç alıcı.

Ajans ile marka arasındaki ilişkide ise TBK m. 66’daki adam çalıştıranın sorumluluğu gündeme gelebilir. Doktrinde ayrıca, otonom sistemlerin doğurduğu zararlar bakımından TBK m. 71’deki tehlike sorumluluğunun ve TBK m. 67’deki hayvan bulunduranın sorumluluğunun kıyasen uygulanabilirliği tartışılıyor. Bu tartışma henüz teorik; ancak yönü belli.

Özetle risk, zincirin en görünür ve en ödeme gücü yüksek halkasında yoğunlaşıyor. Bu halka çoğu zaman model sağlayıcısı değil, markanın kendisi oluyor.

Sağlayıcı Sözleşmesi Ne Veriyor, Ne Vermiyor

Bu noktada sık yapılan bir hatayı düzeltmek gerekiyor.

Model sağlayıcılarının kullanım koşullarında genellikle çıktı üzerindeki hakların kullanıcıya bırakıldığı yazıyor. Bazı sağlayıcılar ayrıca telif iddialarına karşı tazmin taahhüdü de veriyor.

Birinci hüküm size telif hakkı vermiyor. Sağlayıcının kendi iddiasından feragatini veriyor. Sağlayıcı sahip olmadığı bir hakkı devredemez.

İkinci hüküm ise okunması gereken bir metin. Tazmin taahhütleri çoğu zaman koşullu: belirli abonelik seviyelerine, sağlayıcının filtreleme mekanizmalarının devre dışı bırakılmamış olmasına ve kullanıcının ihlali bilerek tetiklememiş olmasına bağlanıyor. Bir sanatçının adını istemde açıkça kullandıysanız, bu koşullardan en az birini büyük ihtimalle ihlal etmiş oluyorsunuz.

İki Taraf İçin Pratik Sonuç

Eser sahipleri açısından üç nokta öne çıkıyor.

Üslup iddiası yerine eser iddiası kurun. Hangi eserinizin, hangi unsurları bakımından, hangi çıktıyla benzeştiğini somutlaştırın. Önemli ölçüde benzerlik ölçütü sizden bunu bekliyor.

Girdiye bakın. Eserlerinizin belirli bir veri setinde yer aldığını gösterebiliyorsanız, FSEK m. 16, m. 21 ve m. 22 üzerinden çok daha güçlü bir zeminde durursunuz. Veri seti sorgulama araçları bu ispat için başlangıç noktası sağlıyor.

Muhatabı doğru seçin. Yurt dışındaki model sağlayıcısı yerine, çıktıyı Türkiye’de ticari olarak kullanan tarafa yönelmek çoğu olayda daha etkili sonuç veriyor.

Çıktıyı ticari olarak kullananlar açısından da üç nokta var.

Sanatçı adı içeren istemlerden kaçının. Bu hem önemli ölçüde benzerlik riskini yükseltiyor hem de sağlayıcının tazmin taahhüdünü büyük olasılıkla devre dışı bırakıyor.

Teslim öncesi görsel karşılaştırma yapın. Ters görsel arama, teslim edilecek her varlık için makul bir asgari kontrol. Maliyeti düşük, önlediği risk yüksek.

Sözleşmede riski açıkça dağıtın. Ajans ile marka arasındaki sözleşmede yapay zeka kullanımını beyan edin, üçüncü kişi iddialarına ilişkin sorumluluk sınırını yazın ve tazmin yükümlülüğünün hangi tarafta olduğunu belirsiz bırakmayın. Sessizlik, riski her zaman en görünür tarafa yıkıyor.

Sonuç

İllüstratörümüze dönelim.

Onun “üslubumu çaldılar” iddiası, bu hâliyle mahkemede karşılık bulmayacak. Ancak bu, hiçbir hakkı olmadığı anlamına gelmiyor. Sadece davasını iki farklı yerde kurması gerektiği anlamına geliyor: ya çıktıyla belirli bir eseri arasında somut bir benzerlik göstererek, ya da eserinin eğitim verisine nasıl girdiğini sorgulayarak.

Ajansın “biz sadece bir araç kullandık” savunması da eksik. Aracı kullanan taraf, çıktıyı ticari dolaşıma sokan taraftır ve FSEK m. 68 bu tarafa bakar.

Markanın “faturayı kim ödeyecek” sorusunun cevabı ise en rahatsız edici olanı. Sözleşmede aksi yazmıyorsa, faturayı büyük ihtimalle marka öder.

Yapay zeka telif ihlali tartışmasında çıktı en görünür yer. Görünür olan ise nadiren en önemli yer oluyor.